"disease mongering" (hastalık ticareti)
“Endüstri ülkelerindeki yeni hastalıkların tanısında önemli bir patlama yaşanıyor. “
Bulaşıcı hastalık, sendrom, çeşitli bozukluklar vb gibi yaklaşık olarak 30.000 yeni hastalık keşfedildi. Artık her hastalığın bir ilacı olduğu gibi her ilacın da bir hastalığı var!
biyolojik savaş kaplamalı eğitici, eğlendirici hastalıklı masal senaryoları ( ya gerçekse? J)
1.aşama…”hastalık reklamı”
İlaç endüstrisinin en önemli ‘pazarlama numaraları’ndan biri de ‘hastalık reklamı’dır. İlaç reklamı yapmak dünyanın birçok ülkesinde kanunen yasak olduğunu düşünürsek o insan(cık)lara da başka bir seçenek bırakılmadığını görebiliriz sanırımJ. Peki pazarlama kampanyası yürütecek olan insan(cık)lar bu yasakları nasıl deliyorlar? diye bir düşünürsek; bu yasakları delmenin… kırmanın sayısız yöntemiyle karşılaşırız. Ama her zaman en etkili ve güçlü olanı ‘Hastalık reklamı’ dır!
1998 senesinde Amerika’da tüm reklam panoları ve gazeteler SAD yani “Social Anxiety Disorder” isimli bir hastalığa sahip olabilirsiniz, dikkatli olun türünden ilanlarla dolduruldu. Utangaçlık anlamına gelen bu sahte hastalık ismi insanların kafasına iyice yerleşip, insanlar acaba bende de var mıdır diye düşünmeye başladığı anda bir ilaç firması SAD hastalığına kesin çözüm sloganıyla tanıttığı ilacı piyasaya sürdü. Sonuç; İlaç kapış kapış satın alındı. (masal 1)
Sizin de mutlaka farkında olduğunuz gibi sakin sakin bir gün geçirirken gazetelerde… dergilerde… televizyonlarda…bir anda büyük bir salgın peydah olur. Dört bir yandan yazılmaya, çizilmeye, konuşulmaya başlanır. Reflü… osteoporoz… kolesterol yüksekliği… alerji…GRİP J. Bir anda midemiz yanmaya, uykumuz gelmeye, kaşınmaya ve aksırıp tıksırmaya başlarız. Gözümüze sokulan belirtiler bünyemizde tüm şiddetiyle gerçekleşmeye başlar. Aman Allahım!
Gerçekleşir gerçekleşmesine de, bahsettiğimiz bu hastalıkların dedelerimizde olmaması ve onların bu tür bir hastalık yüzünden büyük acılar çekmemiş olması biraz tuhaf değilmidir? Dedelerimiz böyle aslanlar gibi ayaktayken, bugün rasgele yoldan geçen on kişiye ‘Mideden bir şikáyetiniz var mı?’ diye sorsanız, 3-5 kişiden ‘Evet, bende reflü var’ cevabını alırsınız. Bunların hemen hepsi de büyük ihtimalle aylardan… yıllardan beri reflü tedavisi gören kişilerdir. Oysa bundan 10-15 sene evvel mide hastalığı olarak ülser, oniki parmakta yara, gastrit… gibi hastalıklar sayılırken bu hasta kardeşlerimize kimse bu teşhisleri koymamıştır(?). Çünkü o zamanlarda tıpkı bugünde olduğu gibi) reflü yemeklerden sonra birçok insanda görülebilen ve mide asidinin yemek borusuna kaçmasını tanımlayan bir terimdir. (yani hastalık bile değilJ).
Not:Yinede çokta hafife almadan bilgilendirmemizde fayda var ki; Reflü, uzun süre ve fazla miktarda olduğu zaman yemek borusu alt ucunda iltihaba, yani özofajite yol açabiliyor ve işte ancak o zaman bir hastalık olarak kabul ediliyor. Sanırım bu duruma gelmeden zaten bir sorun olduğunu reklam olmadan çoğumuz anlayabileceğizdir.
Evet, yanlış duymadınız; aslında biraz da aklı selim olanlarımızın bildiği üzere pek çok şeyin olduğu gibi ‘hastalıkların da modası’ yaratılıyor. Amaç ise tabii ki diğer modalarda olduğu gibi belirli bir ürünün satışını artırılması; insanların gerekli gereksiz bu ürünü tüketmelerini sağlamak.
Bu ürün gömlek, ayakkabı, dondurma… olduğunda ‘Hadi neyse’ deyip geçebilirsiniz ama, hastalıkların modaya alet edilmesi ve bu suretle ilaç tüketiminin sadece ‘kar’ amacıyla artırılmak istenmesi kabul edilebilecek bir şey olmuyor maalesef.
Kolesterol araştırmaları sayesinde doktorlar ve ilaç firmaları inanılmaz kazançlar elde ediyor. Kardiyologlar, Un..ever firması (B.cel margarinin üreticisi), P..zer ilaç firması ve R..he Diagnostic kuruluşu düzenli olarak sağlık broşürleri hazırlıyorlar. Eczanelere dağıtılan bir broşürlerde örneğin: "Otuz yaşına gelmiş herkes kolesterol seviyesini ölçtürmeli" deniyor. Kolesterol kampanyasından sonra bir milyonu aşkın Alman gerçekten de kolesterol seviyesini ölçtürdü ve bu kişilerin yarısında kolesterol seviyesi beklenilenden yüksek çıktı!
Sonuçta; R..he Diagnostics firması bu sonuçtan sonra kolesterol seviyesini ölçen aletler çıkardı, kardiyologlara başvuran hasta sayısı arttı ve bunlara tereyağından vazgeçmeleri önerildi -ki bu da doğal olarak B.cel'in işine yaradı. P..zer ise kolesterol seviyesini düşüren ilaçlar sayesinde milyarlarca euroluk kazanç elde etmeyi sürdürüyor.” (masal 2)
2.aşama “ korkutma”
Önce, bu hastalığın mesela reflünün ne kadar yaygın olduğu birçok insanın ciddi şekilde hasta olmasına rağmen bunun farkında dahi olmadığı, hastalığın bazı insanlarda nasıl sinsice ilerleyebileceği, tedbir alınmazsa kansere yol açabileceği ve ölümcül olabileceği defalarca tekrarlanarak insanlar korkutulur. Böylece bir ‘hastalık paranoyası’ yaratılır. Bunları okuyup duyunca da insanların kafasına ellerinde olmadan ‘Acaba ben de hasta mıyım?’ diye bir kurt düşürülür. Çok yemek yediğinde birazcık şişkinlik hisseden binde bir midesinde yanma olan, kola içtiği zaman geğiren vatandaş endişe, korku içinde ‘Yoksa kanser mi oldum’ diye soluğu doktorda, hastanede alır. Gazete ve televizyonların sağlık muhabirlerinin yurtiçi, yurtdışı kongrelere, sempozyumlara bedava götürülüp ağırlanır. Hastalık reklamı yaygınlaştırılır. Bu şekilde yayın kuruluşu hiçbir masrafa girmeden elemanını habere göndermiş olmakta; ilaç firması da bu sayede kendini veya ürününü tanıtmakta, reklamını yapmaktadır; muhabir de bedavadan gezmektedir. Oh ohhh…Ala alaaaa…
Kampanyaya ek olarak; Hastalıkların birçoğu için anneler günü, babalar günü gibi özel günler ve haftalar yaratılmıştır. İlaç firmaları, hastaları bilgilendirmek eğitmek için yapılan toplantılarda broşür veya çeşitli promosyon ürünleri dağıtarak ‘çaktırmadan’ firmalarının veya ilaçlarının reklamlarını yaparlar.
Firmaların bu tür gizli reklamlarda en büyük yardımcıları da tıp dernekleri, vakıflar ve bunların yöneticileridir. Bu kuruluşlar aslına bakarsanız, ilaç endüstrisinin bir tür pazarlama kollarıdır, reklam yapmada en büyük yardımcılarıdır.
R..he İlaç Sanayi ve Müstahzarları A.Ş.ye yapılan operasyonda ele geçirilen mailleri araştıran İstanbul Emniyeti, hazırladığı 27 sayfalık inceleme tutanağının “genel değerlendirme” kısmında şu ifadelere yer vermiş: “El konulan e-mail kayıtları birlikte değerlendirildiğinde R..he ilaç firmasının insanlığa sağlık hizmeti vermekten ziyade, piyasada daha çok hasta oluşturup daha çok ilaç satmayı ve sadece para kazanmayı amaç edindiği ve bu amaç doğrultusunda da her türlü yöntem ve metodu çekinmeden pervasızca uyguladığı anlaşılmıştır. Doktorlarla kurdukları ilişkiler sayesinde insanlar hasta olsun olmasın ancak mutlak surette ilaçlarının reçete edilmesi ve satılması için her türlü yola başvurdukları anlaşılmıştır. Bunların yanı sıra herhangi bir kasabamızda ve ilçemizde anlaştıkları bir doktorumuz vasıtasıyla gizli gizli sağlık taramaları düzenledikleri, sonucunda da yeni hastalar ya da hastalıklar türeterek sadece ilaçlarının reçetelenmesini sağladıkları görülmüştür.” (…3)
Ve büyük final; “Müjde… hastalığınız için yeni bir ilaç geliştirdik!!!”
‘Toplumun hastalıklar hakkında bilgilendirilmesi erken teşhis, erken tedavi, hastaların eğitilmeleri bu sayede olmuyor mu?’ dediğinizi duyar gibiyim.
Tabii ki bunlar çok önemli ve mutlaka yapılması gereken şeylerdir, ama bilgilendirme ile reklam arasında da ‘çok ince bir çizgi’ vardır. Kurnaz pazarlamacılar ‘tanıtımı’ anında reklama çevirirler ve kimsenin de ruhu bile duymaz. İşin içine devletlerin ve böylece onların tüm organlarının karıştığı büyük çaplı kampanyalardan biri yakın zamanda gözünüze çarpmıştır sanırımJ
Toplumda böyle bir hastalık korkusu yarattıktan sonra son aşamaya geçilir. Bu hastalığın, mesela reflünün adı verilmeden ‘özel bir ilacı olduğu’ bu ilaç çok uzun süre ve tabii tercihen de ömür boyu kullanıldığında, hastalığın gerileyeceği yaratabileceği tüm olumsuzlukların ortadan kalkacağı anlatılmaya başlanır.
Bıkmadan usanmadan reflü tedavisinin ancak ve ancak belirli bir ilaçla mümkün olduğu beyinlere nakşedilir, ama reflünün hiç ilaç kullanmadan bazı basit tedbirlerle önlenebileceğine ise genellikle hiç değinilmez veya üstünkörü bahsedilir.
Alan memnun satan memnundur…
Son söz;
Son dönemde tüm dünyada revaçta olan domuz gribi yerine reflüyü kaleme alarak yalnızca bir genelleme yapmak istedim. Çünkü tüm bunlar olmayan hastalıklara tedavi yaratma yani kurnazca bir pazarlama stratejisidir. Ve bunu uslu uslu yiyenlerden, (hatta sektörün içinden) biri olarak emeği geçen herkesi kutluyorum.
Aklımı kurcalayan daha önemli bir nokta var ki bu üstte ki Sülün Osman taktiklerinden biraz daha şeytani maalesef…
Olmayan değil de bir şekilde ( doğal, bozulan yaşam kalitesi, herhangi bir sebeple ortaya çıkan bir salgın yada bir laboratuar kaçağı..) oluşan veya yaratılan gerçek bir hastalık ortaya çıktığında(?), bunun için geliştirilen ilacın seyri nasıl takip ediliyor.
Afrika’da, Güney Amerika’da HIV/AIDS virüsü ve hastalığının ilk görüldüğü yerler İngilizlerin işlettiği maden bölgelerinde görülmüştür. İngiliz madenci şirketler madenlerde %20-%40 arasında AIDS’li zenci çalıştırıyordu. Bu şirketler İngiliz ilaç şirketleriyle yakın ilişki içerisinde olduğundan, AIDS’li işçiler şirketten maaş yerine uyduruk HIV ilaçları alıyordu. Sonuçta, ilaç yan etkileri deneniyor ve İngiliz maden kartelleri ve ilaç kartelleri kazanıyordu. (masal 4)
Çok yaşa potansiyel gripli insan…aşı olmak ister misin?
Sevgilerimle

