Tüm Gaste okuyucularına selam ve sevgiler…
Bu benim sizlerle paylaştığım ilk yazım, ilerleyen zaman içerisinde kelimelerin sessiz fakat güçlü dili sayesinde birbirimizi daha iyi tanıyacağımıza eminim.
Okuyucumla yakın iletişim halinde olmaktan hoşlanan bir yazar olduğumu söylemeliyim. Tüm yazılarım sizlere kendim hakkında ipuçları verecektir zaten, özellikle dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacağından şüphem yok. Bazen yazı dizileri şeklinde aynı konudan bahsederken, bazen de bambaşka bir konuya geçmiş olacağız hep birlikte.
Yazılarımın güzellik, estetik, astroloji, wellness, güncel kültürel olaylar, moda, sanat, turizm, seyahat güncelerim, çocuk psikolojisi, çocuk gelişimi, psikolojik danışmanlık, kişisel gelişim, müzik, kuantum düşünce ve spiritüellik konularını kapsayacağını haber vermek isterim. Artık bugün paylaşmak istediğim konuya geçebilirim sanırım lafı fazla uzatmadan. Daha ilk yazımda ne kadar konuşkan (gayet optimist bir bakıs açısıyla) olduğumu düşündürmek istemem.

Bir kaostur gidiyor herkesin yaşantısında öyle değil mi? Uzun zaman oldu sakin bir insana rastlamayalı, herkes sanki bir yere yetişiyor telaşla. Koşuyoruz, düşüyoruz, kalkıyoruz, yine hız alıyoruz, yoruluyoruz, bağırıyoruz, sinirleniyoruz, kavga ediyoruz, yetmiyor kendimize zarar veriyoruz, sonra bir de yakınıyoruz üstüne. Hep önümüze yeni hedefler koyuyoruz, hedefsiz bir hiçiz gibi. Acaba kendimizden yabancı o kadar şey içinde gerçekten kendimiz olabiliyor muyuz? Öyle bir gelecek kaygısı ile doluyuz ki bazen anı kaçırdığımızı düşünüyorum. Sanki toplumca herşeyi eleştirmeye ve mutsuzluk ibareleri keşfetmeye adamışız kendimizi. Sakin olmayı hatırlamaktan bile çok uzağız, evlerimizde sessizlik içerisinde ağız tadıyla sohpet etmeyeli ne kadar oldu acaba, ne kadardır o televizyon hiç kapanmadı? Ne kadardır aile bireylerine kaliteli zaman ayıramıyoruz? Aslında bunu da bir kenara koyarsak bu kadar karmaşanın içinde kendimizle ne kadar ilgilenebiliyoruz, içimizdeki çocuğu besleyebiliyor muyuz, yoksa o çoktan küsüp koşesine mi çekildi?
Benliğimizle yeteri kadar iletişim kuramadığımızda içimizdeki huzuru kaybediyoruz. O iletişim koptuğunda birşey eksikmis gibi geliyor. Her bireyin bu bağlantıyı yapabilmek için kendine has yöntemleri vardır benim yöntemlerimden biri seyahat etmek. Ancak seyahat ederken kendimi gerçekten dinleyebiliyorum. Bu yazımla birlikte sizleri de kendinizi dinleme yöntemlerinizi tekrar keşfetmeye davet etmek istiyorum…

Kendimiz olmayı özledik diye yazarken yazar, kendisi kendi olmaya çalışmaz mı? Elbette; işte bu yolda attığım ilk adım, bir valiz hazırlayıp Kuzeybatı Ingiltere’de bulunan, Clithroe’ya bağlı olan Whalley isimli küçük bir köye gelmek oldu. Daha önce başka bir arkadaşımdan aldığım çok özel konaklama tavsiyesi üzerine, şu anda sessiz ve huzurlu odamda sizlere bu satırları yazıyorum, Nerede miyim? Whalley Abbey!, 13.yüzyıldan beri bir monk kilisesi ve Cistercian manastırı olarak kullanılan ama şimdilerde otele donüştürülmüş olan çok özel bir mekan. Daha giriş kısmındaki devasa kapıdan belli oluyordu, içerisinin neler vaadettiği. Gördüğüm inanılmaz güzel bir ortaçağ manzarası idi, mimari muhteşem, güzellik detaylarda gizli, yapılan her türlü restorasyonda eskiye sadık kalınmış. Tarih kokuyor buram buram. Çok eski yıllardan beri dini sebeplerle kullanılmış olması da sanırım mekana kendiliğinden bir huzur ve spiritüellik katıyor. Şu anda aynı zamanda turizm amacıyla halka açık olan küçük bir müzesi de mevcut içerisinde, burayı ziyaret etmeye gelen kişiler 1 gün ile 30 gün arasında, istedikleri kadar konaklayabiliyorlar, pahalı olmayan mütevazı bir yer olduğunu söylemeliyim. Her ne kadar bir kilise ve manastır olarak varlığını uzun yüzyıllar sürdürmüş olsa da, kendini dinlemek isteyen ve maneviyatını yükseltmek isteyen herkese açık bir yer, din farkı gözetmeksizin. Açıkçası dini herhangibir unsurun konuşulması bile yanlış çünkü asıl mesele buranın stress ve yoğun hayattan bir kaçış olarak halka sunulmuş olması. Bir nevi kişisel inziva.

Çeşitli faaliyetlerde bulunurken rahatlamak isteyen kişiler de fazlasıyla düşünülmüş örneğin çevredeki muhteşem görüntüleri resmetmek için ziyaret eden resim ve sanat severlerin de uğrak yeri. Misafirler için düzenli resim ve müzik çalışmaları mevcut aynı zamanda hatırı sayılacak bir kütüphanesi de var kitap kurtları için. Bu beni cezbeden özelliklerinden bir tanesi idi. Fotoğraf çekmeye meraklı olanlar zaten hiç durmasınlar hemen not defterlerine not etsinler burayı. Leziz yemeklerini de atlamak istemem doğrusu, local olarak üretilmiş organik ve hormonsuz sebzeler ile yapılan yemeklerin tadı inanılmaz güzel. Etrafta fazla kişi dolaşmıyor, heryerde bir sükunet var, adeta herkes kendine odaklanmış gibi. Aslında söyleyebileceğim son söz; sessizlik arayanlara burayı samimiyetle tavsiye ettiğim olur sanırım.

Bana hissettirdikleri için Whalley Abbey’e içten bir hoşçakal diyorum ve bana ait olanları, yeni edindiklerim ile birlikte hayat valizimin içine topluyorum, bir sonraki yolculukta tekrar açmak üzere...